Akın Paksoy

Merhaba! Herkese harika bir gün diliyoruz. Açı mezunlarımızdan oluşan söyleşi zincirimizde, ilk konuğumuz Akın Paksoy! Müzik kariyerini mercek altına alıp kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulacağız.

 

Merhaba Akın, öncelikle röportaja katıldığın için sana teşekkür ediyoruz, ilk konuğumuz olduğun için de çok heyecanlıyız. Bize kendinden bahsedebilir misin? Açı’dan kaç yılında mezun oldun? Şu anda hangi ülkede ikâmet ediyorsun? Hangi okulda eğitim görüyorsun? Genel olarak ilgili olduğun ve üzerine çalıştığın alanlar nelerdir?

Açı Lisesi’nden 2016 yılında mezun oldum. Üniversite eğitimime “University of Pennsylvania”da devam ettim ve 2020’nin Mayıs ayında oradan mezun oldum. Üniversitede Cognitive Science and Computing (Bilişsel Bilim ve Hesaplama) Bölümü’nü bitirdim. Benim bölümüm birden fazla alana odaklanıyor, bölümün geniş bir yelpazesi var. Ben daha çok işin bilgisayar ile ilgili olan kısmına yoğunlaştım. Şu anda bir denetleme şirketinde, sorumlu yatırımcılık üzerine çalışıyorum. Şirketlerin yatırım yapmalarından önce, belli kontroller ve denetlemeleri sağlıyorum. Örnek olarak bir şirketin işçilerine iyi davranıp davranmadığını kontrol etmek bu işin bir parçası. Aynı zamanda müzik ile uğraşıyorum. İşim akşam 6:30’da bitiyor ve genellikle uyuyana kadar müzik yapıyorum. Uzun vadede hedefim, bir noktada işimi bırakıp tam olarak kendimi müziğe adamak. Şimdilik yarı yarıya bir hayat yaşıyorum.

 

Şu anda üzerinde çalıştığın, içinde bulunduğun projelerin nelerdir?

Okuduğum bölüm çok ilgilendiğim ve merak ettiğim bir alandı. Bilişsel Bilim, insan duygularının oluşumunu konu alan keyifli bir bölümdü. Üniversitede bu alanda çalıştım ve araştırmalar yaptım fakat bu alanında devam etmek için çok uzun bir eğitim sürecinden geçilmesi gerekiyor. Ben daha çok müziğe yönelmeyi tercih ettim ve kendimi bu alanda geliştirmek istediğimi fark ettim.

 

Kendini nasıl tanımlarsın? Sana kendini benzersiz hissettiren özelliklerin olduğunu düşünüyor musun?

Bu biraz zor bir soru oldu. Tabii ki “Ben şu açıdan herkesten farklıyım.” gibi konuşmak istemem ama kendimle ilgili sevdiğim bir özelliği söyleyebilirim: Zor ve entelektüel alanlarda çalışmaktan hoşlanırım. Üniversitede de hem kreatif hem de entelektüel düşüncelerin buluşabileceğinin farkına vardım. Sorunuzu cevaplamak gerekirse şu anda kendimde en benzersiz bulduğum özellik; kreatif alanlarda uğraşmak istediğim şeylere olan yaklaşımım ve onlarla etkileşimim, diyebilirim.

 

Müzik alanında kendini benzersiz olarak düşündüğün noktalar var mı?

Bu soruya da yukarıda vermiş olduğum cevaba benzer bir cevabım var aslında. Şu anda çıkardığım “single”lar ya da çalışmalar o kadar da benzersiz değil. Bu konuda aşırı özgüvenli değilim ve hiçbir zaman da olmak istemiyorum. Şu anda yaptığım çalışmalarda farklı türleri birleştiriyorum. Mesela ben daha çok Jazz, Rock ve Hip Hop dinliyorum. Geçtiğimiz yıllarda, genel olarak beğendiğim sanatçılara benzeyen bir müzik yapmaya çalışıyordum ve bu bana çok fazla şey öğretti. Şimdi ise “Bana en çok hitap eden müzik nedir? Beni mutlu edip ileri götürecek, düşüncelerimi ve hislerimi en özünde ifade edebileceğim müzik türü nedir?” sorularının cevaplarını arıyorum. Bu sayede müzik beni bu alanda ilerletiyor ve bu da beni duygular diyarına götürüyor.

 

Açı sana ne ifade ediyor?

Biraz klişe olacak ama “Çok fazla şey ifade ediyor.” diyerek söze başlamam lazım… Çünkü gerçekten çok fazla şey ifade ediyor. Ben Açı’ya üç yaşında başladım, üniversiteye kadar da hep Açı’daydım. Her gün on saat aynı yerde zaman geçirince, ikinci evin gibi oluyor orası. Erişkin bir birey olana kadarki tüm zamanım Açı’da geçti. Neredeyse bebeklikten ergenliğe, hayatımın büyük bir bölümünü; Açı’daki arkadaşlarım ve öğretmenlerim kaplıyordu. Bu yüzden şu anki Akın olmamda, Açı’nın oldukça büyük bir payı var. Açı için ikinci evim gibi bir analoji yapabilirim. Şu anda var olan birçok yeteneğimi Açı’da keşfettim. Düşünce, felsefe, müzik ilk defa orada karşıma çıktı. Hem bir birey olarak gelişimimde hem de hobilerim üzerinde çok önemli bir yeri var Açı’nın.

 

Bizimle Açı’da yaşadığın ve unutamadığın bir anını paylaşır mısın?

Bizim dönemimizde 35 kişi vardı, o yüzden aile gibiydik. Aile olarak gördüğün insanlarla vakit geçirince doğal olarak birçok anın oluşuyor. En çok sevdiğim anılar okul gezilerinde oluyordu, topluca bir yere gitmek çok hoşuma gidiyordu. Eskişehir’e gitmiştik trenle, dört gün boyunca trende uyuyup kalkmıştık. Çok keyifli bir geziydi. Başka bir örnek verecek olursam, Halil Hoca ile Floransa’ya gitmiştik. Hem tarihi hem felsefi bir geziydi. Bir gece otelin lobisinde sabaha kadar tüm sınıfla “Mafya” diye bir oyun oynamıştık. Halil Hoca bu durumu görünce bize kızmıştı. Bu yüzden geri kalan günlerde hiçbir şey yapmamıştık. Onun yerine geceleri gizlice birbirimizin odalarına gidip sohbet etmiştik. Güzel bir anı benim için.

 

Şimdi Açı’da lisede okuyan öğrencilere vereceğin bir tavsiye var mı? Varsa bu tavsiye nedir?

Bence insanın kendisi için düşünmesi gereken bir soru. Eski halimle konuşacak olsam ne tavsiye verirdim, diye düşündüğümde; bu soruya cevap vermekte zorlanıyorum ama “şimdiki Akın” olarak konuştuğumu baz alarak şöyle bir tavsiye verebilirim: Herhangi bir hobiniz varsa -Çok küçük bile olabilir.- onlara ağırlık vermelisiniz ve sırtınızı bir bakıma ona yaslamalısınız. Bu size çok faydalı olacaktır. Açı’da özellikle hobileriniz konusunda kendinizi geliştirebileceğiniz, eğitim alabileceğiniz çok olanak var. Verebileceğim tavsiye, bu şekilde zevk aldığınız hobileri bulup onlara ağırlık vermek ve onlar için vakit harcamaktan korkmamak olurdu. Sosyal medyada vakit öldürüp dizi izlemek yerine, hobinize daha fazla vakit harcadığınız zaman, farklı şeyleri deneyimleme şansınız oluyor. Bu şekilde kendinizi zorlayabiliyorsunuz. Spor üzerinden örnek vermek gerekirse; diyelim ki basketbol oynamayı seviyorsunuz ve belki de bir takımdasınız. Antrenmanlar dışında şut atmak, serbest atış çalışmak gibi ekstra çaba gösterip düzenli çalışırsan, bence ayrı ve anlamlı bir deneyim yaşamış olursun. Ne olursa olsun, bir hobin varsa, ona vakit ayırıp öncelik vermek insana günlük hayatta karşısına çıkmayan hisler yaşattırabiliyor ve bence bu çok değerli.

 

Açı gibi küçük, herkesin birbirini tanıdığı bir lise döneminden, UPenn gibi büyük, kalabalık bir okula geçtin. Bu geçiş sürecinde avantaj veya dezavantaj olarak yaşadığın şeyler nelerdi?

Elbette ki başlangıçta bazı zorlukları oldu ama bunu sadece zorluk olarak değil de avantaj olarak görmek de bu sürecin çok önemli bir parçası. Çok küçük bir okuldan mezun oluyoruz, özellikle benim zamanımda sınıflar çok daha küçüktü. Mesela benim sınıfım üç kişiydi. Sonra üniversiteye gidiyorsun, sınıf diye bir kavram yok, her ders farklı insanlarla, farklı mekânlarda berabersin. Dolayısıyla bir endişe ve kaybolmuşluk hissi oluşuyor. Özellikle yurt dışına gittiğin zaman, insanlar senin ana dilini konuşmuyor, neler olup bittiğini anlamak ve bulunduğun ortama adaptasyon zorlaşıyor. Ancak bu durumu avantaja da çevirebilirsin. Rastgele birine yaklaşıp onunla tanışmak, İstanbul’da sıkça yaşamadığımız bir durumken üniversitede birinci sınıftan tanımadığın biriyle direkt tanışıp konuşabiliyorsunuz. Küçük bir liseden mezun olup eğitim hayatıma büyük bir üniversitede devam etmek, bana sosyal anlamda çok şey kattı, diyebilirim. Her iki durumun da avantajlarını iyi kullandığımı düşünüyorum.

 

Üniversitede Cognitive Science and Computing (Bilişsel Bilim ve Hesaplama) Bölümü’nü seçmenin sebebi neydi? Bu seçimi yaparken herhangi bir kariyer hedefin var mıydı?

Açıkçası bu kararı verirken olaya çok kariyer odaklı bir şekilde yaklaşmadım. Zaten on yedi yaşında bunun çok farkında değildim, şu anda bile yeni yeni öğreniyorum. Bence ister on yedi yaşında olsun ister yirmi yaşında olsun, şu kariyeri yapmak istiyorum, diye bir karar vermemize gerek yok. Bence merak ettiğimiz şeylerin peşini bırakmamalıyız. Bunlara karar verdikten sonra kariyer oluşuyor. Ben buna ilk karar verirken nasıl bir işte çalışacağım, diye hiç düşünmedim. Daha çok ilgi alanlarım çerçevesinde bir şey seçmek istedim. Ben üniversiteye girerken bilgisayarlara çok meraklıydım ve psikolojiye de ilgim vardı hatta üniversitedeki bölümlere bakarken ilk kez bu anadalı gördüm. Genellikle aldığım dersler, beyin bilimi ve bilgisayar hakkındaydı. Hem psikoloji hem nöroloji derslerinden alıyordum. “Duygular nasıl oluşuyor?”, “Sosyal psikoloji nedir?” gibi konu başlıkları vardı. Aynı zamanda kod öğreniyordum. Bunları okumaktan çok keyif aldım.

 

Üniversitelerin sosyal organizasyonları, kampüs hayatının oldukça merkezinde olan keyifli oluşumlardır. UPenn’de üniversite organizasyonları nasıldı? Senin katıldığın bir organizasyon grubu var mıydı? Eğer katıldıysan, bu gruplar sana kampüs hayatında neler kattı? Üniversiteye yeni girenlere bunları tavsiye eder misin?

Başta, kesinlikle katılmam dediğim bir şeydi ancak evet, o tarz bir gruba katıldım. Üniversitedeki sosyal hayatın merkezindeydi ve bütün arkadaşlarım bu gruplara üyeydi. Bu seçimimden hiç pişman olmadım, aksine inanılmaz memnunum. Şu anda oradan tanıdığım biriyle ev arkadaşıyım. Bu gruplardan da çok şey öğrendim. O yüzden gayet memnunum, çok keyifli bir deneyimdi.

 

Üniversitede herhangi bir kulübe girdin mi? Girdiysen bunlar nelerdi? Üniversite kulüplerine girmeyi önerir misin?

Bence genel bakış açısı olarak Açı olsun, üniversite olsun; kulüpler, iyi eğitim kurumlarının sana sağladığı birçok öğrenme yollarından biri. Ne olursa olsun farklı kulüpler denemek çok önemli. Üniversitede spesifik olarak katılmadım ama kendi ana dalımda yapabileceğim şeyleri keşfettim, hocalarla yakınlaşıp araştırma konuları üzerinde çalışmak gibi. Üniversite hayatım genelde kendi akademik dalım ve müzik arasında geçti. Bir kulübe katıldım, desem yalan olur ancak ders dışında okul çok fazla fırsat sunuyor ve bunları denemek çok önemli.

 

2 Haziran’da çıkmış olan Paradise Architect albümü üzerindeki çalışma sürecini anlatabilir misin?

Bu albüm üzerinde çalışırken iş hayatım daha yeni başlamamıştı. Nitekim ben de bu eylül ayında çalışmaya başladım. Öncesinde o kadar çok boş zamanım varmış ki şu anda geri dönüp baktığımda fark ediyorum bunu. Ozan Çiçek adlı bir arkadaşım var, birçok şeyi ondan öğrendim. Kendisi çok yetenekli bir müzisyen. Boston’da Berklee College of Music’te okudu. Onunla üniversite boyunca keyif amaçlı çalışmalar yaptık. 2020’de ise müzik konusunda ciddileşmeye başladım ve bu alana ağırlık verdim. Ozan ile “Veletric” adlı bir grup kurduk. Ozan Miami’de yaşıyor. Bu sene birkaç kez onun yanına gittim ve her gidişimde en az üç hafta Miami’de kaldım hatta geçtiğimiz yazı Florida’da geçirdim. Kendine ait bir stüdyosu var, bütün enstrümanların olduğu ve kayıt yapabildiğin bir yer. Her gün müzik yapıp yeni şeyler deniyorduk. Bu süreçte yaklaşık olarak kırk, elliye yakın parça çıkartmıştık. Bunlardan paylaşmaya hazır hissettiğimiz parçaları derledik. “Paradise Architect” albümü de bu şekilde oluştu.

 

Aslında kırk-elli parça arasından böyle üç tanesini seçmek oldukça zor bir karar olsa gerek. Paylaşmaya karar verdiğiniz parçaları nasıl seçtiniz? Bu süreçten biraz bahsedebilir misin?

Bir parçayı yayınlanabilir hale getirmek çok zor bir süreç. Eskiden önemli olan noktanın, sürekli müzik yapıp bir şey ortaya koymak olduğunu sanıyordum. Aslında bir sanatçı önce resmi çizmeli, sonra bunu paylaşılabilir hale getirmeli. Ozan’la birçok şarkı yaptık ve genelde insanların dinlemekten en çok keyif alacağını düşündüğümüz parçaları seçmeyi tercih ettik. Ortaya çıkan eser, benim dinlemeyi seveceğim değil başkalarının dinlemekten hoşlanacağı bir eser haline geldi. Şimdi ise önceliğim; kendi sevdiğim, bağ kurduğum şarkıları yayınlamak olacak.

 

Hem grubunuz Velectric’in albümünden hem de kendi solo müzik kariyerindeki çalışmalarından bahsedebilir misin? Tekno müzik yapmaya başlama hikâyeni de çok merak ediyoruz!

Elektronik müziğin güzel yanı, laptopundan yapabilmek. Aslında senin için belirli bir alt yapı oluşturulmuş ve sen bunların üzerinde denemeler yapıyorsun. Ben ve Ozan beraber çalıştığımız zaman, bir şeyleri ortaya çabucak çıkartmak istiyoruz. Bir sürü farklı alet var. Örneğin bateri yapmak için kullanılan bateri makinesi gibi… Sadece bu adımları izleyerek bile yeni bir şarkı çıkarabiliyorsun. Paradise Architect albümü de buradan başladı. Bir alet üzerinde önce bir bakıma saçmalıyoruz, bir şeyler deniyoruz. Sonra şarkının temposunu yükseltiyoruz ve ona bir şeyler ekliyoruz. Buna da “tekno” deniyor aslında. Ben hâlâ Blues’a bayılıyorum, aynı zamanda klasik müzik, Jazz seviyorum. Tekno müzik bu tarzlarla kıyaslandığında çok farklı bir çizgide yer alıyor ancak bu türleri de yaptığım müzikle harmanlamak istiyorum.

 

Açı’nın müzik kariyerin için herhangi bir etkisi olduğu söylenebilir mi?

Kesinlikle bir artısı var. Annem, beni beş yaşındayken piyano dersine yazdırmıştı ama hiç sevmemiştim. 3. sınıfa kadar müziği bırakmıştım. Sonra Akatlar kampüsünde bateri dersi almaya başlamıştım. Çok iyi hatırlıyorum, ilk defa bateri dersine gitmiştim, çarşamba günüydü. Gökhan Özcan adında çok değer verdiğim bir bateri öğretmenimiz vardı. Dersin başlangıcında ilk defa bir solo atmıştı. Ben ve yanımdaki çocuk, kahkaha atmaya başlamıştık. Bu aklımda güzel ve eğlenceli bir anı olarak kaldı benim için. Müziğe olan ilgim bu sayede arttı, adeta şevkim arttı. Birazcık klişe bir hikâye gibi duyuluyor olabilir ama gerçekten böyleydi. Akatlar kampüsünün en altı müzik katıydı. Bateri dersini orada almaya başladım ve sonrasında çok keyif aldım. Birkaç yıl sonra gitara geçtim. Orada da öğretmenimiz Özgür Kankaynar’dı, kendisi bana elektro gitarı öğretmeye başlamıştı. Elektro gitar dersleri de çok keyifli geçmişti. Genel bir bakış açısıyla okulum müziğe olan ilgimi keşfetmemi sağladı. Bu sebeple Açı’nın müzik kariyerimde çok önemli bir yeri var.

 

Müzik kariyerin için gelecekteki planların nelerdir? Seni nasıl bir geleceğin beklediğini düşünüyorsun?

Tabii ki onu kestirmek bayağı zor. Ben küçükken Rock müziğe meraklıydım. “Rock müzik çalacağım, stadyumda solo atacağım ve herkes beni dinleyecek.” diye hayaller kurardım. Geçmişteki ben, şu anki konumumu görmemiş olabilir ama şu an geldiğim yeri görse mutlu olacağını düşünüyorum. Bu son dediğime bir parantez olarak aslında hâlâ varmak istediğim yere uzak olduğumu düşünüyorum. Bu beni üzen ya da canımı sıkan bir şey değil, sadece o noktaya gelmek için çalışmam gerekiyor. Daha önce dediğim gibi müzik veya performans sanatlarıyla ilgili tam zamanlı çalışmak, sabahtan akşama kadar uğraşmak istiyorum. İlk hedefim, düzenli olarak insanların üzerinde etki yaratabilecek müzikler yapmak, çalmak. DJ olmak istemiyorum, daha doğrusu böyle bir hayalim yok. DJ’lik de keyifli tabii ama kendi enstrümanlarımı çalmak ve onlarla icraat göstermek istiyorum. İkinci hedefim olarak da müziğe biraz daha sanat yönünden yaklaşmak istiyorum. Bu konuda örnek aldığım insanlar da mevcut. Bu tabii ki ileride ulaşmayı hedeflediğim bir nokta.

 

COVID-19 nedeniyle hepimiz evlere çekilmişken sen bu günleri nasıl geçiriyorsun? Kendini geliştirdiğin yeni bir alan oldu mu ya da yeni hobiler edindin mi?

Bu da çok önemli bir soru. Bunun iki tarafı var. Boş zamanımda hobilere yöneldim, müzik konusunda da son beş-altı aydır bayağı geliştiğimi düşünüyorum. Bir yandan da tek başına olmanın zorlukları var. Üniversitede hareketli bir hayatım vardı. İş hayatına başladığım zamanda ise COVID-19 ortaya çıktı. Kimseyle buluşamıyoruz, görüşemiyoruz. İlk zamanlarda bu durum beni bunalıma sokuyordu. Zamanla kendimle ilgili konulara daha çok yoğunlaştım ve bu hislerle nasıl başa çıkabilirim, diye düşünmeye ve kendimi geliştirmeye yöneldim. Akıl sağlığımızı korumak özellikle pandemi döneminde çok önemli… Akıl sağlığı konusu hem akademik hem de kişisel hayatımda yoğunlaştığım bir konu. Türkiye’de bunu biraz daha az görüyoruz. Akıl sağlığı sorunları, depresyon, anksiyete ya da can sıkıcı şeyleri herkes yaşıyor fakat dışarıya göstermiyor. Özellikle şu an insanlar telefonda çok vakit geçirdiğinden yalnızlık giderek artıyor. Anksiyete yükselebiliyor. Covid-19 olsun olmasın bu duygularla başa çıkmaya çalışılması ve buna yoğunlaşılması, bireysel ve toplumsal olarak çok önemli bir olgu. Covid-19 sırasında ilk defa meditasyona başladım. Daha önce de meditasyonu öneren arkadaşlarım oluyordu. Bir kere denemiş ama kendimi iyi hissetmemiştim. Sonra Covid-19 sırasında tekrar denemeye karar verdim ve düzenli olarak meditasyona başladım. Bunun bana çok şey kattığını söyleyebilirim. İnsanların kendi sağlığına önem vermesi çok önemli, bunu fark etmem çok zaman aldı. Yine de başardığımı düşünüyorum.

 

Açı Mezunları Yönetim Ekibi olarak röportajımıza katıldığın için çok teşekkür ederiz. Bizim için çok keyifli bir deneyim oldu. Seni yakından tanıdığımız için çok mutlu olduk. Umarız hedeflerine ve hayattan beklentilerine en kısa sürede ulaşırsın. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Bir sonraki röportajımızı okumak için takipte kalın!

 

“Açı Mezunları Yönetim Ekibi” adına söyleşiyi gerçekleştirenler:
Bengisu B. – Dilara F. – Mehmet Cem Ö.